11 Ocak 2011 Salı

ÖYLESİNE




















Öylesine, aklıma geleni mırıldanırım.
Devamını, fısıldardın kulağıma.
Başkalarından olmayan,
Bizden, bize ait bir düetti.
Söylenen tek nota olsa da…
Birbirimize söylediğimiz,
Tek bir sözcük bile,
Yüreğimize yazılmış
Dörtlüklerdi,aslında.
Beyaz bir sayfaya
Kalemin ucuyla yazmasak da…

















Çocukça masumdu,sevgimiz.
Dokunmak,gözlerimizde erimekti.
Biliyorum ki,
Hala yüreklerimiz ikimizinken,
Neden ayrıldık biz..?
Ş.Ö

MAVİM KADAR






















Bir avuç çakıl taşına
Bir deniz kabuğuna
Düşlerimi anlatırken
Denizin kıyısında
Dalgalar müzikse kulağıma
Bir balığın siluetinin
Yansıması
Gülümsetiyorsa gözlerimi,
Yüreğimin seslerini
Sımsıcak sevgisini
Düşle anlata biliyorsam
Çakıl taşlarına,
Deniz kabuğuna
Gelen birinin yanıma
Deliye bak demesine
Dönüp,
Deliyim,
Yüreğim kadar
Aklıma izin verdim
Yüreğim deli olmak istiyor
Düşlerimdeki mutluluğumdan
Yorgun düşene kadar
Ölene kadar…
Deliyim, işte
Deliyim,
Mavimin bilinmeyen derinlikleri
Her tonunun gizemindeki
Kadar…
Ş.Ö

9 Ocak 2011 Pazar

GÜN UMUTLA BAŞLAR
















Giden bir hüzün bırakır arkada
Sonbaharda dökülen yaprak misali
Yürek canlanır ilkbaharda
Açan yeni filizler gibi
Giden güç vermiştir, kalana
Her gün yeni umutla
Gülümsemeyle bakar yaşama
Yıkılanlar bir anı kalır, daima
Yaşam sürer,
Güneşin doğduğu her anda…
Ş.Ö


ÇAKIR KEYİFLER






















Günbatımının muhteşem saati.
Güneş dağların üstünde son bir çizgi.
Ayaklarım, suya değecek kadar yakın.
Denizin dibindeki tahta masalarda
Akşamı karşılamaya hazırlanıyorum.
Burayı seviyorum.
Uzak kalmış, kalabalıktan.
Denizin hafif dalga sesleri,
Ağ çeken balıkçıların türküsü,
Masamda bir ufak rakı
Sevdiğim bir iki meze
Ve burnumda,
Kömürde ağır ağır pişen
Balığın kokusu.
Meyhanecinin hoşbeş sohbeti,
Su şişesinden yapılmış vazoda
Beyaz, sarı papatyalar
Severek yudumladığım her kadehe
Eşlik etmeye başlayan,
Dolunayın kırmızı büyüsü.
Denizin üstündeki yakamozlar,
Mırıldanmaya başladığım şarkı,
Balığın inanılmaz lezzeti.
Yosun kokusuyla bütünleşen,
Rakının anason kokusu.
Ve sevdiğim gecede
Yakaladığım bana özgü
Çakır keyifler…
Ş.Ö


8 Ocak 2011 Cumartesi

EN SEVDİĞİM ARTIMSIN






















Güneşin sarı ışıklarını beyaz mavi gökyüzünün ardından tüm parlaklığı ile yansıtmasa da güzel bir şubat günüydü. Dün yağan yağmur akşam durmuş, ıslak toprağın o mis kokusu, açtığım pencereden odaya doluyordu. Temiz havayı içime çektim, gülümsedim.
Arkama döndüğümde kapıya yaslanmış, bana bakan gözlerinle karşılaştım. Her zamanki gibi içim ısındı.’Hazır mısın’ derken, yanına gelip dudağına sabah busemi bıraktım.
Bir kolun omzumda, dışarı çıkarken çocuklar gibi mutluyduk.

















Hafta sonlarımızı baş başa geçirdiğimiz bir dağ evimizin olması, dünyanın en güzel mutluluğuydu. Biz burada yeniden çocuk, yeniden genç, yeniden sevgili oluyorduk. Bahçede bir iki kır çiçeği açmıştı, ıslak toprağı ısıtan güneş gibiydiler. İyi ki yağmur durmuştu. Böylece evimizin biraz ilerisindeki yaylaya doğru yürüme şansımız doğmuştu. Oradan da köye kadar yürüyüp, harika bir kahvaltı yapabilecektik…





















El ele yürürken konuşmuyorduk. Sessizliğin o muhteşem sesini dinliyor, yaylaya dağdan inen nehrin su sesi, bir kaç kuşun, böceğin sesi dilimize doladığımız bir şarkının en güzel ezgisiymiş gibi kulağımıza geliyordu…
‘Aman Allah’ım’ buraya her vardığımda söylediğim bir sözdü. Ağaçların birçoğu çıplakta olsa, toprağın üstünde yeni yeni çıkmaya başlayan küçük yeşil otlar, bir halı gibi uzanıyordu. Ve nehir, küçük kıvrımlar çizerek akıyordu.
















Gözlerime inanamadım. Yağmurun yağmadığını gören köyün çobanı kuzuları ile aşağıdaydı. Üç dört tanesi minicikti. Annesinin kızmayacağını umut ederek birini kucağıma aldım. Kar beyazın, kara gözleri vardı. Sen çobanla sohbet ederken, ben kuzuların arasında dolanan bir çocuktum…
Sonra nehrin kıyısına kadar gittik. Eğilip kopardığın bir kır çiçeğini saçımın arasına taktın. Elin yüzüme değdiğinde, biz iki genç sevgiliydik…


















Yaylanın içimizde duygular uyandıran güzelliğinde bir saat kadar zaman geçirdikten sonra, köye yürümeye başladık. Yağmur hafif ince damlalar bırakmaya başlamıştı. Köyün kahvesinde sıcak köy ekmeği, kaymağı, balı ve içimizi ısıtacak demli çay ile yapacağımız kahvaltıyı düşünerek yürümemize hız verdik. Gümbür gümbür yanan kömür sobasının etrafında, güler yüzlü dostlarımızla olmanın huzuruyla güne devam edebildiğimiz için ne kadar şanslıydık…

İnsanlara ve çevreye bakmasını, baktığımızda değerlerini görebilmeyi, yüreğimizdeki sevgiyi, hayatın anlarını paylaşa bilmeyi, gülümsemeyi başara biliyorsak, mutluluğu yakalamak için elimizde artılarımız var, demektir…

Benim en büyük sevdiğim artımda sensin yüreğimdeki…Ş.Ö


7 Ocak 2011 Cuma

YÜREĞİMİZE YAĞANLAR
















 Mutluluğu yakaladığımızı
Sandığımız anlarda,
Baharın yeni açan
Tomurcukları gibiyiz.
Yüreğimizden mırıldandığımız
Şarkılarda,
Ağaçta şakıyan
Bülbül gibiyiz.
Yüzerken attığımız
Her kulacımızda,
Denizin derin maviliklerinin
Özgürlüğüne, kavuşmuş gibiyiz.
Salkım saçak olmuş
Yaşanmışlıklarımızı
Yok ettiğimizde,
Sonbaharın yağmurlarında
Yıkanmış gibiyiz.
Yüzümüze yerleşen gülümsememizi,
Küçük mutluluklarımızla
Yakaladığımız anlarda,
Kışın yağan karı,
Bembeyaz güzelliği ile
Yaşantımıza, yağdırmış gibiyiz…
Ş.Ö

DÜŞE BÜRÜNMÜŞ SÖZ OYUNLARI






















Bembeyaz ve simsiyah
Üç beş taş avuçlarında
Kolunda binbir renkte
Şıngırtılı bilezikler
Dans ederken
Gözlerinin anlamları
Dilinin ucundan dökülür
Her can için
Birbirinden farklı
Yüreğinden yazdığı
Düşe bürünmüş
Söz oyunları
Umut dükkanında
Abanoz siyahı saçları
Kırmızı güllü eteği
Falcı kadın
Canlı mı, canlı
Kapı eşiğinden
Attı adımını
Umut dükkanının dışı
Bir kadın
Düş yazdığı sözcükleri
Arkasında
Falcı kadının silueti ile
Umut dükkanında
Yapayalnız kaldı…

Ş.Ö